Mevlana ve Şems

ay-ve-gunes

Eğer “Şems kimdir?” diye sorarsanız; Mevlana’nın engin bilgisine rağmen “kendisini ay”, O’nu ise “kendisini aydınlatan güneş” olarak gördüğü kişidir Şems…

Mevlânâ, Şems ile Konya’da buluştuğu zaman tamamıyle kemale ermiş bir şahsiyetti.

Mevlana’ya göre ise Şems, kendisine ayna olmuştu. Mevlânâ, Şems’in aynasında gördüğü kendi eşssiz güzelline hayran oldu.

Başka bir ifadeyle Mevlânâ, gönlündeki Allah aşkını Şems’te yaşattı…
Mevlânâ’nın Şems’e olan sevgisi, Allah’a olan aşkının yeryüzündeki ölçüsüdür.

Çünkü Mevlânâ, Şems’te Allah cemalinin parlak tecellilerini görüyordu…

Mevlanâ açılmak üzere olan bir gül olsaydı, Şems ona bir nesim oluyordu.
Mevlânâ bir aşk şarabıysa, Şems ona kadeh olmuştu…
Mevlânâ zaten manevi doygunluğa ulaşmanın hazzıyla yaşarken;
Şems O’nda bir gidiş, bir neşve değişikliği yaptı…

Mevlânâ ile Şems üzerine sözler yazmakla tükenmez, gelin dilerseniz hikayeyi en baştan alalım.

Son söz olarak şöyle söyleyelim,Şems Mevlânâ’yı ateşledi,ama karşısında öyle bir volkan tutuştu ki, alevleri içinde kendi de yandı…

MEVLANA ve ŞEMS NASIL TANIŞTILAR?

Eskiye dair güvenilir yazılı belgeler olmadığı için, birçok konu ve olay rivayet olarak kulaktan kulağa günümüze kadar gelmiştir. Bu hikayede de anlatanların düşünceleriyle iyi veya kötü değişse bile özünde birbirine benzeyen anlatımlar sonucu çoğunlukla doğru aktarılması söz konusudur.

Bir rivayete göre Hz. Mevlana rüyasında Şems’i görür. Şems O’na rüyasında “sana geliyorum” der. Mevlana bu rüyaya pek bir anlam veremese de Şems’i merak eder ve beklemeye başlar.

Ve bir gün Şems gelir…

Öyle bir gelir ki, Mevlana O’nun için birçok kişiyi, evini, arkadaşlarını, sohbetlerini ve herşeyini bir kenara bırakıp tüm zamanını Şems ile geçirmeye başlar.

İnsanlar bu duruma pek bir anlam veremezler ve dedikodular yapmaya başlarlar…

Zaten davranışları ile herkesin gönlünü fetheden Hz. Mevlana’nın Şems’e karşı olan hayranlığını kimileri çekemez, kimilerinin eline de İslamiyetle örtüşmeyen semah gibi bazı olumsuz görünüşlere karşı da kullanmak için bir koz geçmiştir.

İşte bu maneviyat fakiri cahillerin dedikoduları ortalıkta günden güne arttıkça Şems bu durumdan rahatsız olur ve gitmek ister.

Şems, Mevlana’nın tüm ısrarlarına rağmen bir süre durmaya ve dayanmaya yeltense de daha fazla dayamaz ve gitmeye karar verir…

ŞEMS-İ TEBRİZİ HAZRETLERİ’NİN KONYA’DAN AYRILIŞI

Şems ile buluşan Mevlânâ, artık vaktini Şems’in sohbetlerine ayırmıştır. Bu hasretle Şems’in nurlarına gömülüp kaybolmuş ve artık bambaşka bir aleme girmiştir.

Şems’in cazibesinden ilahi aşkla kendinden geçercesine Sema etmektedir. Bu iki dostun sohbetlerindeki mukaddes sırrı idraktan aciz olanlar, ileri geri konuşmalarıyla günden güne Şems’i üzmektedirler.

Neticede Şems, öylesine incinir ki ve Mevlânâ’nın bütün yalvarmalarına rağmen Konya’dan ayrılır ve Şam’a gider.
(14 mart 1246 Perşembe)

HAZRETİ ŞEMS’İN KONYA’YA DÖNÜŞÜ

Şems’in ayrılığından derin bir ızdıraba düşen Mevlânâ, manzum olarak yazdığı güzel bir mektubu, Sultan Veled’in başkanlığını yaptığı bir kafileyle Şam’a, yani Şems’e gönderir.

Sultan Veled kafilesiyle Şam’a varır ve Şems’i bulur. Babasının davet mektubunu, hediyelerle birlikte saygıyla Şems’e sunar. Şems, “Muhammedi tavırlı ve ahlaklı Mevlânâ’nın arzusu kafidir. O’nun sözünden ve işaretinden nasıl çıkılabilir?” diyerek, Mevlânâ’nın davetine icabet eder ve 1 yıl sonra, 1247′de Sultan Veled’in kafilesiyle birlikte Konya’ya döner.

HAZRETİ ŞEMS’İN KAYBOLUŞU

Mevlana’ya bağlı olanlar ve O’nu sevenler, Şems’in Konya’ya gelişine oldukça sevinirler. Mevlânâ da hasretin sıkıntılarından kurtulur…

Artık Şems’in şerefine ziyafetler verilir ve sema meclisleri tertip edilir. Fakat huzurla, muhabbetle, dostluk içinde süren günler pek fazla sürmez. Dedikodular ve can sıkısı durumlar yeniden başlar.

Şems, o dedikoducu topluluğun yine kinle dolduğunu, gönüllerinden sevginin uçup gittiğini, akıllarının nefislerine esir olduğunu ve kendisini ortadan kaldırmaya çalıştıklarını anlar. Sultan Veled’e;

“Gördün ya azgınlıkta yine birleştiler. Doğru yolu göstermekte, bilginlikte eşi olmayan Mevlânâ’nın huzurundan beni ayırmak, uzaklaştırmak, sonra da sevinmek istiyorlar. Bu sefer öylesine gideceğim ki hiç kimse benim nerede olduğumu bilmeyecek. Aramaktan herkes acze düşecek, kimse benden bir nişan bile bulamayacak. Böylece bir çok yıllar geçecek de kimse benim izimi tozumu göremeyecek.”

İşte Sultan Veled’e böyle yakınan Şems, 1247-1248 tarihinde Konya’dan aniden ayrılır ve ortadan kaybolur. Şems’in kaybolmasından sonra Mevlânâ herkese O’nu sorar. Kim onun hakkında aslı esası olmayan bir haber bile verse ve “Şems’i falan yerde gördüm” dese bu müjde için sarığını ve hırkasını vererek şükranelerde bulunur.

Bir gün bir adam, “Şems’i Şam’da gördüm” diye bir haber verdiğinde, Mevlânâ buna tarif edilemeyecek şekilde sevinir ve o adama üstünde nesi varsa bağışlar. Dostlarından birisi, “bu haber yalandır, o Şems’i görmemiştir” dediğinde Mevlânâ şu cevabı verir ”Evet onun verdiği bu yalan haber üzerine üzerimde ne varsa verdim. Eğer doğru haber verseydi, canımı bile verirdim.” diyerek yüreğinde hissettiği hasretin ne kadar derin olduğunu anlatmak ister.

HAZRET-İ MEVLANA’NIN ŞEMS-İ TEBRİZİ HAZRETLERİNİ ARAMAK İÇİN ŞAM’A GİDİŞİ

Hazreti Mevlana, Şems’i çok arar. O’nun ayrılığı için gönülleri yakan, sızlatan nice şiirler söyler. O’nu aramak için iki kere Şam’a gider ancak Şems’i bulamaz. Yaptığı bu iki son seyahatin tarihleri kesin olarak bilinmemekle birlikte, büyük bir ihtimalle 1248-1250 yılları arasında olduğu tahmin ediliyor.

Sultan Veled’in ifadesiyle Mevlana, Şam’da suret bakımından Tebrizli Şems’i bulamaz ama mana yönünden onu, kendisinde bulur..

Kendi ifadesiyle “ay gibi kendi varlığında beliren Şems’i”, kendi olarak görür ve der ki;

“Beden bakımından ondan ayrıyım ama, bedensiz ve cansız her ikimizde bir nuruz. Ey arayan kişi! İster onu gör, ister beni. Ben O’yum O’da ben.”

(Karınca kitap evinin, “Türk Klasikleri – Öykü” başlığı adı altında yayımlanan Mesneviden Seçmeler isimli kitabından alınarak derlenmiştir.)

Hikayemizde Allah Dostu bu iki büyük zatın ayrı düştükleri bu zaman zarfında, Hazreti Mevlana’nın Konya’dan ayrılan Hz. Şems’e yazdığı “etme” şiirini okumak isterseniz buyrun efendim;

ETME

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun, etme.

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı.
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun, etme.

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.

Ey ay felek harab olmuş, alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun, etme.

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan.
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.

Bizim dudağımız kurur, sen kuruyacak olsan.
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer,
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi,
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.

Şekerliğinin içinde zehir, zarar vermez bize.
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme.

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle.
Huzurumu bozuyorsun, sen mavediyorsun, etme.

Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı.
Ey hırsızlığa da değen, hırsızlık ediyorsun, etme.

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil.
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.

- Mevlana Celaleddin Rumi